Ege Otları | Adını Bile Bilmediğiniz Cevherler

Ege otları

Ege Otları | Adını Bile Bilmediğiniz Cevherler

Ege otları: Nisan ayını sevmemin birçok sebebi var. Artık baharın iyice kendini hissettirmesi, karanlık puslu günlerden mavi gökyüzüne geçiş, kalın giysilerin yerini hafiflemeye bırakması, gelmekte olan yaz aylarının motivasyonuyla daha sağlıklı ve hareketli bir hayat..

Ve bir de, onca hasretin ardından, yeniden yüzünü göstermeye başlayan bahar/yaz sebze ve meyveleri. Enginar, kuşkonmaz, taze bakla, iç bakla, sultani bezelye, çağla, erik, kayısı, kiraz.. Say say bitmez. Ama benim için en önemlilerinden biri de Ege otları.

Doğal ortamda yetişiyorlar

Birçoğumuz adını duyduğumuz halde, tam olarak ne oldukları hakkında pek bilgi sahibi değiliz.

Ege otları, öncelikle, adından da anlaşılacağı gibi, Ege Bölgesi’nde, Kazdağları’ndan, Köyceğiz’e uzanan geniş bir şerit üzerinde yetişen, yöreye has, farklı çeşitlerde ve isimlerde yeşillikler ve otlar. Genellikle kendi doğal ortamlarında yetişiyor olduklarından, organik ve sağlıklılar. Her biri, lezzetlerinin yanı sıra, şifalı oldukları için de kullanılıyor.

Daha önceleri, kullanımı ağırlıklı olarak, Ege mutfağı ile sınırlı idiyse de, şimdi artık tadına bakanın vazgeçemediği bir lezzet olarak yaygınlaşmış durumda.

Mart ayından itibaren, bahar yağmurlarının başlamasıyla, bölgedeki semt pazarlarında görülmeye başlıyorlar.

Bölge halkı, cemrelerin düşmesi, destur verilmesi gibi çeşitli ritüellerle ve geleneklerle çayırlardan ve yaylalardan topladıkları otları semt pazarlarında satarken, artık birçoğu internet ve sosyal medya aracılığıyla, ürünlerini daha geniş bir kesime de ulaştırıyor.

Örnek vermek gerekirse, benim birkaç yıl önce tanıştığım otçu Nebil Dayı da onlardan biri. Bozok yaylasından elleriyle topladığı otları, her hafta Ayvalık pazarına getirip satıyor. Ayrıca sadece satmakla kalmıyor, hem bütün özelliklerini en ince ayrıntısına kadar anlatıyor, hem de nasıl kullanılacağına dair ilginç tarifler de veriyor.

Şimdi Ege Otları Zamanıdır

pazarda satılan taze ege otları

Ege otları, gastronomi turizminin gelişmesiyle, ot festivalleri sayesinde de artık daha çok biliniyor. 2010 yılından beri, her yıl Nisan ayında düzenlenen Alaçatı Ot Festivali ise bunların en çok ilgi göreni. Festival günlerinde, bölge üreticilerinin Alaçatı sokaklarında kurdukları tezgâhlarda, yöresel otları tanıtmalarının yanı sıra, gastronomi dünyasının önemli kişilerine de, ziyaretçi ya da konuşmacı olarak rastlamak mümkün.

Bütün tarım sektöründe olduğu gibi, bu konuda da, genç nesil artık üretimle pek ilgilenmiyor ve bu kültürü yaşatmak da giderek zorlaşıyor.

Hayatınızda Ege otlarına yer açın!

Toplamda 800 den fazla, yaygın olarak kullanılanları ise 50 çeşit civarında olduğundan, burada hepsine yer veremiyorum.

Ebe gümeci, arapsaçı, cibes, ısırgan, turp otu, madımak, hodan, deniz fasulyesi, deniz nohutu, hardal otu, tilkişen, deniz börülcesi, şevketi bostan, radika, labada başlıcaları.

Birkaç tanesine daha yakından bakalım;

Ebe gümeci;  Çocukluğumda komşu teyzelerin, o zamanlar var olan, mahallenin yeşillik yerlerinden torbalarca toplayıp pişirdiklerini bilirim. Yonca yaprağına benzer, kalın dokulu, tüylüce, 20cm’lere kadar uzayan bir bitki. C vitaminince zengin. Ağız bakterilerine bire bir. Ayrıca, son zamanlarda çok sık duyduğumuz hibiscus da, ebegümecigiller ailesinden bir bitki.

Ebegümecinin yaprağı da sapı da yeniyor. Zeytinyağlısı, sarması veya kavurma yemeği yapılabiliyor.

Arapsaçı; Diğer bir adı rezene. Rezenenin kökü soğan şeklinde, yaprakları ise dereotu görünümünde. Tadı anasonu andırıyor. Bebeklerde gaz çıkarmaya ve sindirimi rahatlatmaya yarıyor. Sinir yatıştırıcı bir özelliği var.

Yaprak kısmı ve sapları çiğ ya da pişmiş olarak kullanılabiliyor. Tohumları çay olarak tüketiliyor.

Cibes; Yetişme biçimi çok ilginç. Lahana ve karnabahar hasat edildikten sonra, onların toprakta kalan köklerinden büyüyor. Görünüş olarak mini marula benziyor. İnanılmaz bir C vitamini deposu. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için de çok güçlü bir kaynak.

En sevilen tüketim şekli salata olarak hazırlanması; kaynar tuzlu suda 1-2 dakika bekletip, soğuk sudan geçiriliyor. Zeytinyağı, limon suyu ve ezilmiş 1-2 diş sarımsakla karıştırılıyor.

Isırgan; Küçük, tüylü yaprakları olan bir bitki. Yaprakları kaba dallarından ayırarak kullanılıyor. Elleri yaprak tüylerinin içindeki asitten korumak için bu işlemi mutlaka eldiven kullanarak yapmak gerekiyor. Aksi takdirde ciltte kızarıklık ve kaşıntı meydana getiriyor. Antioksidan ve ağrı giderici özellikleri var.

Çoğunlukla kavrulurak, börek harcı olarak tüketiliyor. Ispanağa benzer bir lezzeti var. Tohumlarından çay yapılıyor.

Tilkişen; Yani yabani kuşkonmaz. Diğer bir adı da sarmaşık. Bildiğimiz kuşkonmazın çok incecik haline benziyor. Bronşite, nefes darlığına iyi geldiği ve bağışıklığı güçlendirdiği biliniyor.

Kavrulup yumurta ile pişirildiğinde tadına doyulmuyor.

Şevketi bostan; Sarı çiçekli ve dikenli bir yapısı var. Kökü havucu andırıyor. Hazımsızlığa, cilt hastalıklarına ve baş ağrısına iyi geldiği söyleniyor.

Pişirmeye hazırlarken özel ve zahmetli bir ayıklama süreci var. Dikenli olduğundan eldiven kullanmak gerekiyor. En çok zeytinyağlısı veya kuzu etlisi yapılıyor.

Sözün özü, bu kıymetli hazineden mutfağınızı mahrum bırakmayın…

Sevinç Uzcan

Gastronomi ve İyi Yaşam Yazarı

Bize Instagramdan ulaşmak için tıklayın

Yeme İçme kategorisinden daha fazla içerik için tıklayın

Sevinç Uzcan
[email protected]

Gastronomi ve İyi Yaşam Yazarı