Duygusal Zeka ve Görgü Kuralları | Ne Ekersen Onu Biçersin

Duygusal Zeka ve Görgü Kuralları | Ne Ekersen Onu Biçersin

Duygusal zeka ve görgü kuralları: Bilim insanları uzun bir süre önce zeka kavramını salt akılla bağdaştırmanın sınırlarını kaldırdı ve duyguların da bir zekası olduğunu kabul etti.  Zekanın kalitesi IQ ile; duyguların kalitesi de EQ ile ölçülendirilmeye başlandı. Biraz da bu keşif sayesinde çoktandır unuttuğumuz “kendimize” dönmeye başladık. Kişisel gelişime olan alaka gün be gün artarken, eskiden biraz “tu kaka” sayılıp korkulan psikologlar-psikiyatr ve yaşam koçu gibi uzmanlar gözetiminde, içimizdeki fırtınaları çözmeye daha da fazla gayret eder hale geldik.

Her başarılı insanda büyük zeka pırıltıları aramak veya çocuk yetiştirirken hep matematiksel verilere dayalı ilerleme isteği duruldu. Yarış atı gibi koşturduğumuz yavrularımızın değer yargılar ile iç dünyalarında sağlıklı gelişimin onların gelecekleri için bir çok şeyden daha kıymetli olduğunu göz ardı etmekten vaz geçtik. Çocuğunun IQ’ sunu ön planda tutan ebeveynlerin yerini EQ’ su ile gurur duyanlar almaya başladı. Bilinen en büyük yanlışlardan biri olan “hiperaktivite”nin bir üstün zeka belirtisi olmasıyla öğünme durumu da yine bu sayede “naif ve duygusal” yönleri olan çocukların artistik yönlerine yatırım yapma yönünde bir eğilime dönüştü.

Duygusal Zeka ve Görgü Kuralları

İyi haber, evet IQ yani bilişsel zeka, biraz daha erken yaşlarda tespit edilebiliyor. IQ’nun seviyesi yaş ilerledikçe sabit kalıyor çünkü dış etkenlerle geliştirilmesi mümkün değil. EQ, yani duygusal zeka ise çeşitli yöntemlerle geliştirilebiliyor ve seviyesi yükseltilebiliyor.  Kötü haber, EQ gelişiminin çocuğu kolundan çekerek piyano dersine, oradan alıp satranç kursuna ve sonra da drama kulübüne götürerek sağlanamıyor olması. “Biz onun neye ilgisi olduğunu keşfediyoruz” diyenlerinizi duyar gibiyim. Her ne kadar her ebeveyn bir “insan yaratıcısı” olsa da, bazen yaratma sürecini abartabiliyoruz. Güncel ve moda eğilimlere sorgusuz sualsiz sürüklediğimiz bu çocukların daha 0 yaşından itibaren kimliklerinin oluşmaya başladığını görmezden geliyor, bazen sırf biz üzülmeyelim veya kızmayalım diye katlandıkları bu koşturmanın onlar için ileride büyük travmalara sebep olabileceğini göz ardı ediyoruz.

Peki o zaman, ne yapmalıyız? Bütün bunların görgü kuralları İle ne İlgisi var?

Sadece çocuklarımız için değil hepimiz için geçerli bu yol öncelikle “öz farkındalık” kazanımından geçiyor.  Her gün ve önce kendi varlığımızın ne kadar değerli olduğunu hatırlamak ve her davranışımızı da bu iç huzur ve güven ile dışarı yansıtmak…

Bunu yaparken, biz ne kadar değerli isek diğerlerinin de bir öz değere sahip olduğunu, biz ne kadar biriciksek herkesin kendi parmak izine sahip olduğu bu dünyada aslında tek ama yek olmadığımızı kavrayarak davranmak yoldaki ikinci adım. Buna kısaca “çok yönlü” farkındalık diyebiliriz.

Üçüncü adım ise elimizdeki kaynakları kabul, yani bir diğer manada “gerçekliğimiz”. Gerçekliğimizi gördüğümüzde cesaret ve hepimizde olan güzel aklımızı kullanarak diğerlerini de bu şekilde davranmaya yüreklendirmek.
Düşüncelerimizi hareket ve davranışa vurma aşamasında karar mekanizmamızı nasıl harekete geçireceğimiz ise dördüncü adım. Burada, düşünce-davranış-karar mekanizmamızı birbirine paralel kullandığımız bir denge içinde olmalı ve en önemlisi davranışlarımızı karşılayacak tarafın da duygularını işin içine sokmalıyız. “Alacağım tepkinin nasıl olmasını istiyorum?” bilinciyle ama kendi değerlerimizi ifade edecek şekilde bir yaklaşım içinde olma hali de diyebiliriz.

İlginizi çekebilir: Etiket Nedir? | Yerli Yersiz Ve Her Yerde Görgü Kuralları

Beşinci adımda, gerçekliğimizde tespit ettiğimiz eksiklikleri, değiştirilebilir ve değiştirilemez olanlar ile hiç olmayıp da olmasını istediğimiz özellikleri araştırıp geliştiriyoruz.  Seçenekler umudumuzdur, seçeneklerimizi ortaya çıkartmak da umut için bir sondaj.

Son aşamada tüm bu dengelenmiş iç dünyamızı, jeneratörümüzü veya potansiyelimizi ortaya çıkartıyoruz. Aksiyon adımı da denilecek bu adımda da, diğer tüm adımlarımızda olduğu gibi, önce kendimiz sonra da bizim dışımızda ama her biri “biricik” olan her şey için emek veriyoruz.

Duygusal Zeka ve Görgü Bağlantısı

Gelelim tüm bunların görgü kuralları ile olan bağlantısına.  Yaşamını daha güzel kılmak isteyen herkes yaşamında olan bitene duyarlı olma görevini üstlenmiş oluyor. Beklentilerin başkasının da beklediklerinden hiç farklı olmadığının farkındalığını taşıyan birisi sizce nasıl davranacaktır?

“Nazik, zarif, saygılı, dikkatli, uyumlu, kaliteli, akılcı, mantıklı, düzenli, sürekliliği olan, huzur içeren, motive edici, ilham verici, sadık, asil, dürüst, ön görülü, eşitlikçi, pozitif, değer katan, değer veren, çeşitli, fırsatları değerlendirebilen, kararlı, dinamik…. ”. Hayallerinizde siz nasıl olmak istiyorsanız ve karşınızdakinden ne bekliyorsanız işte tam da öyle…

Görgünün özü olan bu değerler daha çok kişinin bünyesindeki kaynaklardan olduğu müddetçe sizce de yaşamak daha keyifli olmayacak mıdır? Şüphesiz, değeri bilinmek, oturup kalkmasını bilmek, bir topluluğa girildiğinde kime ne söyleyeceğini ve nasıl davranacağını hafızada otomatik olarak barındırıyor olmak, davranışsal alanda kimsenin uyarmasına gerek kalmadan işlerini yürütüyor olabilmek hem özel hayatta hem de kariyer dünyasında kişinin toplumdaki yerini de her zaman üst klasmanda kılacaktır.

Uzun lafın kısası, atalarımızın da dediği gibi biz “ne ekersek onu biçeriz”.  Lütfen bunu hep hatırlayın.

Bundan sonraki yazılarımda görgü kurallarının kitabi bilgilerine girmeye başlayacağız. Haydi, bu engin denizin hangi noktasından başlayalım istersiniz bana yazın.

Sağlıkla, sevgiyle ve nezaketle kalınız.

Özgü Ergün

360 Derece Yaşam Koçu ve Görgü Kuralları Eğitmeni

Bize Instagramdan ulaşmak için tıklayın

Özgü Ergün
[email protected]

360 Derece Yaşam Koçu ve Görgü Kuralları Eğitmeni